Fuck.
Sonra da fark ettim ki; elimizde kalan şeyler bizi oluşturuyormuş. Elimizde olmasını dilediklerimiz değil.
Dün gece bana dedi ki;
"Kimsin sen?"
"Ben birçok kişiyim."
"İyi ama kimsin."
"Hangisini bilmek istiyorsun?"
"Seni, kendini tanımladığın şekli."
"Ben benim, Cenk. Nokta."
"Daha iyisini yapabilirsin."
"Bu zaten en iyisi."
"Peki."
"Ne anlatacağım ki?"
"Peki."
O aralarda fark ettim ki elimizde kalanlar bizi oluşturuyorlar. Bir parça bile fazlası değil. Elimde kalan bu; Cenk. Nokta. Bazıları size bunun yeterince iyi olduğunu söyleyebilir. Belki de öyledir.
Fuck.
Sonra dün gece dedim ki;
"Kısaca anlatayım."
"Anlat."
"Ben sen daha lisedeki sırana erkek arkadaşının adını yazarken makine mühendisliği diye bir şeylerle uğraşıyordum, derslerimden kalıyordum. Şarkılar yazdım, yerler dolaştım. Bir sürü farklı şeyden para kazandım. Hayalini bile kuramayacağın kadınlarla beraber oldum. Aşık oldum. Aldatıldım. Aldım, sattım, alındım, satıldım. Hikayeler yazdım, anlattım. Özür diledim. Ben buyum. Cenk. Mutlaka bir yerlerde duymuş olmalısın. Şimdi bana sen nesin mi diyorsun?"
"Megalomansın yani."
"Evet. Belki."
"Neden?"
"Öyle olmak istedim, kendimi düşündüm. Bu replik Star Wars'dan. Eğer henüz izlemediysen 4.den başla."
"Sen Anakin'sin."
"Ben Anakin'im."
Biterken aklımda artık çalmadığım şarkıların notaları uçuşuyordu. Parmaklarım sızladı, kulaklarım uğuldadı.
"...If I go, I'm going on fire; I'll let my anger take me there..."
Karanlıktan gelen bir ses, gölgelerden yansıyan bir karanlık sadece buradaki, o kadar...
ego etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ego etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Ağustos 10, 2011
Çarşamba, Ocak 30, 2008
Incoming Transmission...
---
Jack sokaklarda yürüyor... Ve düşünüyor, düşünüyor... Galiba artık Jack kalabalığın içindeki yalnız adam olmamayı seçiyor yavaş yavaş... Bir süreliğine yalanların arkasına sığınmayı seçiyor... Her sabah uyanıyor Jack artık, saçlarını yıkayıp, tarayıp sakallarını düzeltiyor... Sonra dışarı çıkıyor 9'da kahvaltısını edip, düzgün bağladığı ayakkabılarının bastığı sokaklarda insanlara gülümseyerek dolaştıktan sonra 1'de yemek yiyor ve öğleden sonra "so called mate"leriyle bara falan gidiyor... Akşam da eve dönüp her şeyden zevk alarak televizyon izliyor ya da internette falan geziyor biraz... Gece olunca da uyuyor artık Jack. Hayatındna çok memnun, gerçekten. Bu aralar hayatı seçmiş taklidi yapıyor biraz daha. Çünkü anlamış bulunmaktayız ki, Jack artık yalanların arkasında yaşamanın sadeliğini çözmüş durumda. İnsanlar bunu talep ediyor ondan. Bohem mi? O da ne? İnsanların taleplerini karşılamak zorundasınız! Sorunsuz bir Sparta kalkanı gibi; herkes birbirinin isteğini bir yalanla karşılarsa Jack de bunu yapmalı ki düzen devam etsin. Kalabalığa karışıyor bu kez Jack. Uzun zamandır ilk defa. Evinin varlığına inanıyor, eve döneceğine inanıyor. Yolları sevmediğini iddia ediyor Jack artık. Yorulduğunu söylüyor. İkili insan ilişkilerinde hep tekil olmak yerine bu kez ikilideki ikinin teki olmaya karar veriyor pek sevgili Bay Jack. Çünkü etrafındaki herkes bunu talep ediyor ondan. Ve tüm bunları yaparken bir kez olsun kafasını kaldırıp da "bakın istediğiniz gibi oldum" diye bağırmıyor Jack. Çünkü bu bir yalan ve bu hareketinin yalanı bozmak anlamına gelebileceğini biliyor. Sadece şapkasını çıkartıp, kalabalığın arsına karışıyor. Artık normal insan taklidi yapıyor Jack. Proleteryayı kabullenip, bohemyayı sallıyor. Son kozunu oynayıp, o çok sevdiği maça ası'na veda ediyor ve gidiyor Jack. Hayatı seçmiş taklidi yapıyor.
---
Beyin kıvrımlarından aldığım son mesaj Bay Jack'in artık ne yaptğını belirtti bana. Ve işte, bu mesaj da burada sona eriyor. Artık "istediğiniz gibi olma" taklidi yapıyor Bay Jack. Dönüp size gülümsüyor.
Jack sokaklarda yürüyor... Ve düşünüyor, düşünüyor... Galiba artık Jack kalabalığın içindeki yalnız adam olmamayı seçiyor yavaş yavaş... Bir süreliğine yalanların arkasına sığınmayı seçiyor... Her sabah uyanıyor Jack artık, saçlarını yıkayıp, tarayıp sakallarını düzeltiyor... Sonra dışarı çıkıyor 9'da kahvaltısını edip, düzgün bağladığı ayakkabılarının bastığı sokaklarda insanlara gülümseyerek dolaştıktan sonra 1'de yemek yiyor ve öğleden sonra "so called mate"leriyle bara falan gidiyor... Akşam da eve dönüp her şeyden zevk alarak televizyon izliyor ya da internette falan geziyor biraz... Gece olunca da uyuyor artık Jack. Hayatındna çok memnun, gerçekten. Bu aralar hayatı seçmiş taklidi yapıyor biraz daha. Çünkü anlamış bulunmaktayız ki, Jack artık yalanların arkasında yaşamanın sadeliğini çözmüş durumda. İnsanlar bunu talep ediyor ondan. Bohem mi? O da ne? İnsanların taleplerini karşılamak zorundasınız! Sorunsuz bir Sparta kalkanı gibi; herkes birbirinin isteğini bir yalanla karşılarsa Jack de bunu yapmalı ki düzen devam etsin. Kalabalığa karışıyor bu kez Jack. Uzun zamandır ilk defa. Evinin varlığına inanıyor, eve döneceğine inanıyor. Yolları sevmediğini iddia ediyor Jack artık. Yorulduğunu söylüyor. İkili insan ilişkilerinde hep tekil olmak yerine bu kez ikilideki ikinin teki olmaya karar veriyor pek sevgili Bay Jack. Çünkü etrafındaki herkes bunu talep ediyor ondan. Ve tüm bunları yaparken bir kez olsun kafasını kaldırıp da "bakın istediğiniz gibi oldum" diye bağırmıyor Jack. Çünkü bu bir yalan ve bu hareketinin yalanı bozmak anlamına gelebileceğini biliyor. Sadece şapkasını çıkartıp, kalabalığın arsına karışıyor. Artık normal insan taklidi yapıyor Jack. Proleteryayı kabullenip, bohemyayı sallıyor. Son kozunu oynayıp, o çok sevdiği maça ası'na veda ediyor ve gidiyor Jack. Hayatı seçmiş taklidi yapıyor.
---
Beyin kıvrımlarından aldığım son mesaj Bay Jack'in artık ne yaptğını belirtti bana. Ve işte, bu mesaj da burada sona eriyor. Artık "istediğiniz gibi olma" taklidi yapıyor Bay Jack. Dönüp size gülümsüyor.
Pazar, Şubat 04, 2007
Maximum Velocity
Hız...Hız nedir insan hayatında?? Hani "gençken çok hızlıydım..." falan derler ya ondan bahsediyorum tamamen... Nedir burda bahsi geçen hız? Minimal sürede maksimum kızı tavlamak falan mı gençken? Hani fırlama gençlik dönemi dediğimiz durumlar falan filan... Bence öyle değil...
v=x/t ise ve a=v/t ise benim çok güzel bi planım var hız ve ivme için... 13 yaşında ilk profesyonel basketbol lisansı, 16 yaşında lise mezuniyeti, daha 17yi sonlandıran yaş gününü görmeden üniversite 1.sınıf öğrenciliği,18 bitmeden tam ASME üyeliği, 21i devirmeden üniversite diploması üzerinde yazan güzel notlarla...25 bitmeden askerlik ve master...Daha sonra MBA falan filan Avrupa'nın çeşitli kentlerinde çalışmalar daha sonra 30lar bitmeden Avrupa'ya yerleşmek ve 40lar bitmeden tüm işleri bi yana bırakıp güzel bahçeli evde çocuklarla top oynamak... Hız budur... Evet,hızlıyım o yüzden durmayın önümde...
v=x/t ise ve a=v/t ise benim çok güzel bi planım var hız ve ivme için... 13 yaşında ilk profesyonel basketbol lisansı, 16 yaşında lise mezuniyeti, daha 17yi sonlandıran yaş gününü görmeden üniversite 1.sınıf öğrenciliği,18 bitmeden tam ASME üyeliği, 21i devirmeden üniversite diploması üzerinde yazan güzel notlarla...25 bitmeden askerlik ve master...Daha sonra MBA falan filan Avrupa'nın çeşitli kentlerinde çalışmalar daha sonra 30lar bitmeden Avrupa'ya yerleşmek ve 40lar bitmeden tüm işleri bi yana bırakıp güzel bahçeli evde çocuklarla top oynamak... Hız budur... Evet,hızlıyım o yüzden durmayın önümde...
Perşembe, Aralık 21, 2006
...Tüm siz insanlar için birer mermi var tabancamda...
Gecenin soğuğunda yürüyorum... Sadece bir kaç aydır yaşadığım bu yabancı topraklarda yürüyorum... Saat gecenin bir saati, önemi yok ışığı görene kadar, dedim ya insomnia var bende, gözlerime kumlarını serpip bana uykuyu getiren kum adamın gece vardiyasında yer almıyorum... Burdan gidebilmeyi diliyorum, kafamın içinde bunları döndürüyorum... Zaman yolculuğunu düşlüyorum... Her şeyi baştan değiştirir miydim? Zannetmem. Hepsini kendim yapmadım mı sonuçta? Pişmanlık hiç bir zaman hayatımın bir parçası olmadı çünkü hiç bir zaman kaderci olmadım. Eğer yaptığın kötü şeylerden pişmanlık duyarsan ve zamanı değiştirmek istersen iyi şeyleri de değiştirmek istersin... Zamanı değiştirmek? Yapamayacağımı mı düşünüyorsunuz? Sizin yanılmaya başladığınız nokta tam burası, beni özel yapan bu... Siz bir şeyleri hep düşünüyorsunuz, hayallerle yanıp tutuşuyorsunuz, ben mi? Ben harekete geçmek için düşünmüyorum, sadece harekete geçiyorum. Mantıksız gibi gözükebilir, sorumsuzluk, düşüncesizlik belki?.. Ama ne demişti çok eski bir dostum bizim gibileri tarif etmek için? Hah! Ben hiç bir zaman mantıklı bir adam olmadım ki zaten!.. Sorun burda başlıyor,siz çok mantıklısınız, dedim ya, beni özel yapan da bu...
En başa dönersek; zamanı değiştirmek istemiyorum... Yalnızca yürümeye devam ediyorum... Sabah oluyor, yüzüme bir kaç damla su çarpıp derse gidiyorum... Doktorasını bile defalarca verememiş, karakter sorunları olan cüce bir çizim hocasının laflarını çekiyorum... Beni tüm sayısal derslerden nefret etmeye zorlayan o sarı sayfalara basılmış iğrenç kağıt kokulu sınav sorularıyla boğuşuyorum... Koşuşturma... Sen o çizimleri dik koy ve üzerine otur! O sınav sorularını da sadece yazabiliyorsunuz! Kimin çözdüğü hiç önemli değil! Dedim ya ; boş işlerle uğraşıyorsunuz! Tüm bunları geçtim taktığım küpeye, giydiğim giysiye, yediğim yemeğe, gezdiğim insanlara laf eden insanlar var bu dünyada! Kötü haber sizler için dostlarım, beş para etmiyorsunuz...
Tüm bunlar bittikten sonra odama dönüyorum eşyalar bi yerde, defterler kalemler her şey dağılmış... Beni dağınık olarak adlandırıyorsunuz... Sizin sorununuz, siz etrafı düzenlemek için uğraşıyorsunuz ben daha önemli şeylere konsantre oluyorum... Alıyorum elime kalemi bazen dünyanın en aptal eylemi olan ders çalışmak için... Gerçekten de ders çalışmak dünyada yapılabilecek en aptal eylemdir hiç bir yaratıcılık içermez, hiç bir ilerleme kaydettirmez... Sizin sorununuz, hiç biriniz yaratmak için uğraşmıyorsunuz , çalışıyorsunuz, ezberliyorsunuz, akıllı olduğunuzu düşünüyorsunuz... Ben düşünmüyorum,bunu kanıtlamak için bir şeylere çalışmıyorum, bir şeyleri ezberlemiyorum, ben biliyorum. Beni özel yapan da bu...
Gece yine yaklaşıyor; günün en sevdiğim zamanı... Şöyle bir bakıyorum da uyumuyorum hiç... Neden mi? Benim insomniama "hastalık" adını takan sizsiniz... Ne demişti Hayyam? "Kalk,uyuma! Uyumak için önümüzde sonsuzluk var..." Evet dönüp bakınca ben sizin sisteminizin her çarkını kırıyorum... Bize ders çalıştıran, bir şeylerden ders aldıran kurulu sistem değil mi? Uyutan, zamanda yolculuk yaptıramayan... Siz, cennetteki meleklerin hayaliyle,onlara kavuşmak için dualar ediyorsunuz, Tanrı'ya yakarıyorsunuz... Ben oralarda bir yerde beni bekleyen meleğimin varlığıyla huzur buluyorum... Beni özel yapan da bu...
Bunları egomu tatmin etmek ya da kendimi peygamber ilan etmek için yazmıyorum... Harekete geçmek için bir yol göstericiye, yukarıdan inen yazılı kurallara ihtiyacı olan sizlersiniz... Dedim ya ben harekete geçmek için hiç mi hiç düşünmüyorum...
Tüm siz insanlar için birer mermi var tabancamda ama ben tabancamı bir kenara fırlatıyorum, dedim ya daha önemli işlerim var benim... Gün yine ilk ışıklarıyla geliyor ve ben gözlerimi kapatıyorum, şimdiden bugün de karşılaşacağım, boş, bir yerlere gelmeye çalışan, hiç bir şeyi yaratamayan insanlar için bir hüzün, gerçeğin çoktan farkına varmış olanlar için de bir umut kaplıyor içimi... Ama zaten onları olabildiğince yakınlarımda bulunduruyorum...
En başa dönersek; zamanı değiştirmek istemiyorum... Yalnızca yürümeye devam ediyorum... Sabah oluyor, yüzüme bir kaç damla su çarpıp derse gidiyorum... Doktorasını bile defalarca verememiş, karakter sorunları olan cüce bir çizim hocasının laflarını çekiyorum... Beni tüm sayısal derslerden nefret etmeye zorlayan o sarı sayfalara basılmış iğrenç kağıt kokulu sınav sorularıyla boğuşuyorum... Koşuşturma... Sen o çizimleri dik koy ve üzerine otur! O sınav sorularını da sadece yazabiliyorsunuz! Kimin çözdüğü hiç önemli değil! Dedim ya ; boş işlerle uğraşıyorsunuz! Tüm bunları geçtim taktığım küpeye, giydiğim giysiye, yediğim yemeğe, gezdiğim insanlara laf eden insanlar var bu dünyada! Kötü haber sizler için dostlarım, beş para etmiyorsunuz...
Tüm bunlar bittikten sonra odama dönüyorum eşyalar bi yerde, defterler kalemler her şey dağılmış... Beni dağınık olarak adlandırıyorsunuz... Sizin sorununuz, siz etrafı düzenlemek için uğraşıyorsunuz ben daha önemli şeylere konsantre oluyorum... Alıyorum elime kalemi bazen dünyanın en aptal eylemi olan ders çalışmak için... Gerçekten de ders çalışmak dünyada yapılabilecek en aptal eylemdir hiç bir yaratıcılık içermez, hiç bir ilerleme kaydettirmez... Sizin sorununuz, hiç biriniz yaratmak için uğraşmıyorsunuz , çalışıyorsunuz, ezberliyorsunuz, akıllı olduğunuzu düşünüyorsunuz... Ben düşünmüyorum,bunu kanıtlamak için bir şeylere çalışmıyorum, bir şeyleri ezberlemiyorum, ben biliyorum. Beni özel yapan da bu...
Gece yine yaklaşıyor; günün en sevdiğim zamanı... Şöyle bir bakıyorum da uyumuyorum hiç... Neden mi? Benim insomniama "hastalık" adını takan sizsiniz... Ne demişti Hayyam? "Kalk,uyuma! Uyumak için önümüzde sonsuzluk var..." Evet dönüp bakınca ben sizin sisteminizin her çarkını kırıyorum... Bize ders çalıştıran, bir şeylerden ders aldıran kurulu sistem değil mi? Uyutan, zamanda yolculuk yaptıramayan... Siz, cennetteki meleklerin hayaliyle,onlara kavuşmak için dualar ediyorsunuz, Tanrı'ya yakarıyorsunuz... Ben oralarda bir yerde beni bekleyen meleğimin varlığıyla huzur buluyorum... Beni özel yapan da bu...
Bunları egomu tatmin etmek ya da kendimi peygamber ilan etmek için yazmıyorum... Harekete geçmek için bir yol göstericiye, yukarıdan inen yazılı kurallara ihtiyacı olan sizlersiniz... Dedim ya ben harekete geçmek için hiç mi hiç düşünmüyorum...
Tüm siz insanlar için birer mermi var tabancamda ama ben tabancamı bir kenara fırlatıyorum, dedim ya daha önemli işlerim var benim... Gün yine ilk ışıklarıyla geliyor ve ben gözlerimi kapatıyorum, şimdiden bugün de karşılaşacağım, boş, bir yerlere gelmeye çalışan, hiç bir şeyi yaratamayan insanlar için bir hüzün, gerçeğin çoktan farkına varmış olanlar için de bir umut kaplıyor içimi... Ama zaten onları olabildiğince yakınlarımda bulunduruyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)